I. GİRİŞ

       İnsanoğlu gökyüzünü incelemeye başladığı ilk zamanlardan bu yana kuyrukluyıldızların (KY) diğer gök cisimlerinden farklı biçimde ve birdenbire ortaya çıkışları karşısında hem korku hem de merak duymuştur. Eski çağlarda onların; savaş, salgın hastalık ve doğal afetlerle yakından ilgili olduğunu sanarak, KY'ların göründüğü zamanlarda bir takım dinsel törenler düzenlemiş ve kötü etkilerinden kurtulacağına inanarak, kendi içinden kurbanlar adamıştır. Bunların yanı sıra, bir gün gezegenimizin, karanlık ve sonsuz uzay boşluğundan çıkagelen parlak bir KY'la ya da yörüngesinden sapmış başıboş küçük bir gezenle çarpışarak, insan ırkınını yeryüzünden silinmesine yol açacağı düşüncesi, falcılar ile bazı hayalci gökbilimciler tarafnıdan her zaman özel bir ilgiyle ele alınmıştır.
       Bu kişilere göre buna benzer çarpışmalar tarih boyunca birçok defa meydana gelmiştir. Araştırmacılar, Sibiriya'daki Tunguska olayının bu konudaki en kesin delil olduğuna inanıyorlar. 1908 yılının 30 Haziranında, Rusya'nın bu uzak bölgesinde sabahın erken saatlerinde görülen şaşırtıcı parlaklıkta bir ateş topu, düştüğü yeri kasıp kavuran dehşet verici bir yangına neden olmuştur. 1000 km yarıçaplı bir alandan işitilebilen güçlü ve kulakları sağır edici patlamanın yol açtığı sarsıntı, depremyazarlarca da (sismograf) kaydedilmiştir. Seyrek nüfuslu bu geniş bölgedeki ağaçlar yerlere savrulmuş, kavrulup tamamen yanmış ve daha pekçok yan etkiler saptanmıştır. Fakat herhangi bir krater oluşumu görülmediğinden çarpışmanın bir göktaşı küçük bir gezegen ya da benzer yoğunlukta bir cisimle olmadığı söylenebilir. Bu konudaki en son çalışma, 1983 yılında Amerikalı KY araştırmacısı Zdenek Sekanina tarafından yapılmış ve bu cismin 90-190 metrez çapında, Apollo küçük gezegen ailesinin bir üyesi oluduğu ve dünya atmosferine girip parçalanmadan önce, güneş çevresindeki elips şeklindeki yörüngesinde dolaştığı ileri sürülmüştür.
       Bir KY'ın dünyaya çarpma ihtimali ünlü Fransız yazarı Jules Verne'i de etkilemiştir. Verne'in 1877 de çıkan "Hector Servadac" isimli hikayesinde, dünya KY'ın çarpması sonucunda parçalanarak, kahramanlar bu parçalardan birinin üzerinde uyzayın derinliklerine sürüklenirler. Sonucu ne denli korkunç olursa olsun, dünyanın büyük bir KY parçası tarafından zarar görmesi, bir insanın yaşam süresi içinde çok küçük bir ihtimaldir. Yapılan hesaplar, Tunguska türü olayların ortalama 2000 yılda bir meydana geldiğini göstermiştir. Kaldı ki, böyle bir çarpışmada dünya yüzeyinin ancak küçük bir bölümü etkilenmektedir. (elbette bu olay Sibirya yerine kalabalık nüfuslu bir yerleşim merkezinde olsaydı, sonuç daha da kötüleşecekti). Öte yandan, dünyamızın tamamen yok olmasına yol açabilecek bir çarpışmanın meydana gelme ihtimali de ancak 80 milyon yılda birdir. Bu durumda, yolda yürürken bir otomobilin size çarpması, ya da tökezleyip yere düşmenizin ihtimali daha fazladır.
       Bu açıklamalardan da görüldüğü üzere, bir KY'ın gelip dünyamıza çarparak felaketine neden olması çok ender meydana gelebilecek bir olaydır. Zaten, o daha gezegenimizin yörüngesine girmeden, güneşin çekim gücü işe karışmakta ve KY'ın yönü değişmektedir. Bu açıklamalardan da görüldüğü üzere, bir KY'ın gelip dünyamıza çarparak felaketine neden olması çok ender meydana gelebilecek bir olaydır. Zaten, o daha gezegenimizin yörüngesine girmeden, güneşin çekim gücü ise karışmakta ve KY'ın yönü değişmektedir. Bu nedenle, teknolojik ve bilimsel gelişmeler sayesinde atalarından daha şanslı ve bilgili olan günümüz insanının KY'lardan korkması gereksizdir. Yıldızlarla bezeli gökyüzüne ışık demetleri saçarak ilerleyen KY'lar, hayranlık uyandıran bir görüntü yaratmakta kalmayıp, aynı zamanda insanların hayal gücünü derinden etkileyen en göz alıcı gök cisimleridir. Birçok yazar ve şair eserlerinde onlardan esinlenmiş, düşünce ve duygularını satırlara aktarırken, onların etkisinden kendilerini alamamışlardır. Hatta bizim yakın edebiyatımızda da Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın, Halley KY'ının 1910 daki görünüşü ve halkın batıl inançlarını konu olarak yazdığı "Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç" isimli romanı bunlara güzel bir örnektir. Buna benzeyen bir diğer örneği de Şair Eşref'in dörtlüklerinde görürüz. 1990 yılından, Eşref'ın KY'ın çarpmasının beklendiği günlerde yazdığı dörtlüklerden biri şöyledir:

"Bizi hep kadrodan haric bırak da mahşere celp et,
Kemal-i kudretinden hali olunmazk bir muammâ yap,
Tutuştur kâinatı mahv için kuyruklu yıldızla,
Bu dünyâyı değiştir, yâ ilâhi, başka dünya yap."

Halley'in dünyaya çarpmadığını gören Eşref, düşüncelerini şöyle dile getirir:

"Kuyruğuyla küreyi okşamadı,
Ah kim olmadı kısmet ölmek,
Biz züğürt kullarına dünyâda,
Demek Allak daha çok çektirecek."

       Kuyrukluyıldız ya da Latin kökenli dillerdeki şekliyle "comet" sözcüğü, eski Yunanca'daki "saçı olan" anlamındaki "kometes" sözcüğünden türemiştir. Fakat, "uzun saçlı yıldız" deyiminin ilk kez eski Mısırlılarca kullanıldığı sanılmaktadır. Bir KY günümüzde kullanılan herhangi bir uzay sondasından çok daha hızlı hareket ettiği halde (enberi noktasında saniyede yaklaşık 300 km) bize olan milyonlarca km uzaklığından dolayı gökyüzündeki yolculuğunu tamamlaması haftalar alır. Küçük yuvarlak bir çekirdek, onu saran toz ve gaz halesi ve az yoğun bir kuyruktan oluşan bir KY, ilk bakışta gökyüzünde beyaz bir iz bırakarak uçan jet uçaklarını andırır. Cismin hangi yönde hareket ettiğini ve kuyruğunun ön tarafına mı, yoksa arkasına doğrumu uzadığını anlayabilmek için, düşünme gücümüzü gerçekten sonuna dek zorlamamız gereklidir. KY'lar genellikle yakın akrabaları olan göktaşları ve akanyıldızlarla karıştırılmaktadır. Hatta ciddi eserler veren yazarlar bile bazen yaptıkları tanımlarda yanılgıya düşerler: "Gökyüzündeki parlak nokta, bir KY gibi hızla hareket ederek gözden kayboldu" Halbuki, gökyüzünde hızla hareket edenler ancak göktaşlarıdır. Çünkü bunlar, güneş çevresindeki yörüngelerinde dolanan KY'ların aksine, dünya atmosferiyle ilgili olaylardır. Bir KY'ın güneşe yaklaşıp uzaklaşırken yitirdiği milyonlarca parçacık uzaya yayılarak dağılır. Bunların bir kısmı dünyamızın yolu üzerine çıkarak, atmosferin üst tabakalarından büyük hızlarla içeri girmeye başlarlar. İçlerinden bazıları sürtünmeden dolayı oluşan sıcaklık yüzünden akanyıldız olarak yanıp yokolurken, ateştopu denilen büyük boyutlu parçalar da kızgın demir ve taş yumruları halinde yeryüzüne erişir. Bunlar yeterince büyük olurlarsa, toprak yüzeyinde kraterler oluşturabilirler.
      Gökbilimciler, birdenbire bir hayalet gibi ortaya çıkışlarına uygun olarak, KY'ların dünyaya yaklaşmasını " görünme" diye tanımlarlar. KY'lar da güneş sisteminin bir parçası sayıldıkları halde, gezegenlerin yörüngeleri arasında korkusuzca gezindikleri için, gökbilimcilerce davetsiz konuklar gibi kabul edilirler. Yüzyılımızın en ilgi çekici KY'ı olan Halley, bugünlerde güneşe doğru tüm hızıyla ilerlemekte ve en son 1910 yılında ziyaret ettiği dünyamıza geri dönmektedir. Diğer KY'lardan farklı olarak, Halley bu görünüşü için önceden randevu almıştır.
      1977 de dünyanın en güçlü teleskopları, Canis Major (Büyük Köpek) takımyıldızı içinde yol alan küçük, sönük ve henüz kuyruksuz olan Halley'in izini bulabilmek amacıyla, yoğun ama sonuçsuz kalan bir çabaya giriştiler. Bunun gibi birkaç başarısız araştırmadan sonra, gökbilimciler KY'ı bulma girişimlerinden 1980'in sonuna dek vazgeçtiler. 1981 yılında ise Halley'in yolu Samanyolu içinden geçtiği için, görülmesi zorlaşıyordu. En sonunda 16 Ekim 1982 tarihinde, California Teknoloji Enstitüsü'nden Davit C. Jewitt ve G. Edward Danielson ismindeki gökbilimciler, California'daki Palomar Gözlemevi'nin 5 metrelik aynalı teleskobunu kullanarak, bu olağanüstü gök cisminin 1910 daki görünüşünden tam 72 yıl sonra ilk fotoğraflarını çekmeyi başardılar. Işığa, normal fotoğraf filminden 50 defa daha duyarlı silikon bir elektronik plakadan oluşan "charge coupled device" (CCD) denilen bir dedektör ile aldıkları fotoğrafta KY'ın parlaklığı 24.2 ci kadirden olup, bu sırada Halley güneşten 11.04 GB, (G.B.: gök birimi; dünya ile güneş arasındaki ortalama uzaklık; 149.600.000 km) dünyadan 10,93 GB uzaklıkta, Saturn gezegeninin yörüngesinden çok az dışında bulunuyordu.
       Bu yılın sonlarında yörüngemizi aşarak güneşe yaklaşacak olan Halley, o görkemli kuyruğunu gözler önüne serecek, güneşin çevresinde dolaşarak 1986'ının ilk yarısında da gözlenecektir. Daha sonra uzayın sonsuz boşluğunda yeniden gözden yitecek ve içimizden pek azımız onun 2061 yılındaki geri dönüşüne tanıklık yapabileceğiz. Gökyüzünde korkunç büyüklükteki bir ünlem işaretini andıran Halley, her 76 yılda bir insanlık tarihine geçmektedir. 1910 daki son dönüşünde, çok daha ilgi çekici bir görünüme sahip " Büyük Ocak KY'ı" (1920 I) onu ikinci planı ittiyse de, sık görünen en parlak KY olduğu için, Halley, insanoğulunun kalbinde her zaman özel bir yer tutmaktadır. Halbuki gökbilimciler KY'ların aslında göz boyamaktan öteye gidemeyen gök cisimleri olduğunu artık biliyorlar. Bunlar, çok büyük hacimdeki saç ve kuyruklarından dolayı korkutucu görünen küçük ve hafif cisimlerdir. Dantele benzeyen zarif ve narin yapıları anlaşılsa bile, boylarından beklenmeyecek dercede korku ve heyecan yaratmaya devam edeceklerdir. Bu nedenle Halleyi'in 1985-86 görünüşünün yeni bir KY hummasının doğmasına yol açacağı daha şimdiden bellidir.
      KY'lar insanların aklını başlarından alarak, onları mantıksız hareketler yapmaya yöneltmelketikr. Çağdaş teknolojiyle yoğrulan günümüş toplumunda dahi, bazı kişiler eski çağlarda yaşamış olan ataları gibi, bu cisimlerin kötü etkilerine karşı kendilerini koruyacaklarını iddia eden açıkgözlerle ve dünyanın sonunun geldiğini ilan eden kitaplara aldanmaya dünden razıdırlar. Özellikle bir KY'ın yeni görünmeye başladığı günlerde bazıları korkularından intihar etmektedir. Bunlar, dünyamızla KY'ın çarpışmasını görmek korkusu ile intihar ettikleri için, aslında boş yere ölürler. Çünkü, Zdenek Sekanina'nın biraz önce sözünü ettiğimiz çalışması, KY'ların dünya atmosferine girdiği zaman, sürtünmeden dolayı ortaya çıkacak ısıyla hemen buharlaşacak denli az yoğun cisimler olduğunu kanıtlamıştır. Fakat bazen önde gelen bilim adamları da KY'ların yarattığı heyecan dalgasına kapılarak, onlar hakkında birbirinden ilginç teoriler ortaya koymaktadırlar. Bir zamanlar Nuh Tufanı'nın bir KY'ın etkisine dayandırıldığı gibi, 1980 lerdede Halley'in salgın hastalıklara yol açacağına ilişkin kuvvetli bir kanı vardır. Örneğin, son yıllarda pekçok batılı ülkeyi dehşete düşüren ve yüzlerce kişinin ölümüne neden olan AIDS hastalığının varlığı sanki bu düşünceyi doğrular niteliktedir (!) Bu nedenle, yakında bazı falcıların Halley'in bu hastalaığı haber verdiğini söylediklerini duyarak şaşırmayalım.
        Çok az sayıda gökbilimci yaşamlarını sadece KY'ların incelenmesine adamıştır. Onların küçük dünyaların merkezi, içinde parmakla sayılabilecek kadar az uzmanın, KY'ların görünüşleri ile yörüngelerini kaydettikleri ve yapılarını çözebilmek için bilimin sınırlarını zorladıkları, ABD'nin Massachusetts eyaleti Cambridge kentinde yer alan Harvard Smithsonian Astrofizik Merkezi'dir. Araştırmacılar kendi aralarında burasını " Cometsville" (KY kenti) olarak isimlendirmişlerdir. XIX. yüzyılda, Alman gökbilimci Hirn ile İngiliz gökbilimci A.C. Ranyard'ın birbirlerinden bağımsız olarak ileri sürdükleri bir teoriye göre, KY'lar güneş sistemimize çok uzaktan, uzayın sonsuz karanlıklarından kopup gelen kozmik kartoplarıdır. "Kirli Kartopu Teorisi" diye isimlendirilen bu görüş, 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Amerikalı Fred Lawrence Whipple ile, Rus gökbilimcileri S.K. Vsekhsvyatsky ve B.J. Levin tarafından yeniden gözden geçirilerek, günümüzdeki şeklini almıştır.
       KY, güneşe ortalama 2 GB kadar yaklaştığı zaman, artan sıcaklık nedeni ile, küçük çekirdeğini oluşturan donmuş gaz ve toz moleküllerini eritip yaymaya ve böylece kuyruğunu oluşturmaya başlar. Bu kuyruk bazen 30-40 milyon, bazen de birkaç milyar km uzunlukta olabilir. Kısa peryotlu bir KY (200 yıldan daha sık enberi noktasından geçen) yörüngesi boyunca her dönüşünde, kütlesinin % birini kaybederek kuyruğuna verir ve yaklaşık 10 bin yıl içinde, kültesini bu şekilde kaybede kaybede yok olur. KY'dan arta kalabilenler ise güneşin çevresinde küçük boyutlu yörüngelere yerleşen ve uzay sondalarını tehdit eden kozmik parçacıklara dönüşürler. Bu nedenle, KY'lara bir tür uzay kirlenmesine yol açan başlıca cisimler olarak bakabiliriz. Göktaşlarının kaynağını oluşturan KY'lar, kozmik topluluğun güneş ve gezegenlerden sonra üçüncü sınıf üyeleri gibi kabul edilirler. Bu önemsiz görünüşlerine karşın, yapacağımız incelemeler belki de bizi beklenmedik sonuçlarla karşı karşıya bırakacaktır. KY'ları inceleyen gökbilimciler, bu üçüncü sınıf cisimlerin, aslında bize güneş sisteminin oluşumu hakkında ipuçları sağlayacak kadar önemli olduklarını savunuyorlar.
       Gökyüzünde kurulu olan düzene aykırı hareket ediyormuş gibi görünen bu cisimler hakkında, astrolojiden kaynaklanan, karamsar düşüncelerle dolu ve bilimsel nitelikten yoksun birçok açıklama yapılmaktadır. Bunlar, KY'ların neden olduğu heyecan ve korkunun ilk belirtileridir. Daha sonra, dünyanın, KY'ın kuyruğunun içinden geçerek zarar göreceği, hatta KY'ın gezegenimize çarpacağı düşüncesi insanın beynini kemirmeye başlar. KY'larla olan bu yakın ilişkiler sonucunda, birbirlerinden farklılıklar gösteren pekçok teorinin doğuşuna tanık oluyoruz. Ne yazık ki bu teorilerin hiçbirinin içeriği genellikle bir anlam taşımamaktadır.
       Günümüzün insan soyu, eski çağlarda yaşayanlardan daha bilgili yetişse de, bu, onun hiç yanlış yapamayacağı anlamına çekilmemelidir. Gerçekten de, bugün ileri sürülen teorilerle, atalarımızı korkutup sindirenler arasında ilk bakışta bir ayrım yapmak güçtür. Çünkü, Halley ile onun gösterişli ve şaşırtıcı hemcinsleri bugün bile saçma düşüncelerin, hayallerin ya da parlak (!) görüşlerin yer aldığı tartışmalara yol açmaktadır. Bu evrede gökbilimcilerin ve bizim görevimiz, hayal gücü ile bilimsel delili uzlaştırarak, halkı, Halley'in görünümü hakkındaki peşin yargılama ve yanlış düşüncelere karşı aşılamaya çalışmak olmalıdır.